Nasıl yaşamalı?

 

 Devrimin ideolojik, politik, askeri izahını, yine stratejisini ve taktiğini geliştiriyoruz...

Bizim bu sahada geliştirmek istediğimiz aslında devrimci bir roman taslağıdır.

Buna, Kürt toplumunda oluşturulan kördüğümün çözülüş sürecinin, yeniden kuruluşa yönelme sürecinin romanla tasvir edilmesi veya romanla dile getirilmesi de diyebiliriz.

“Nasıl yaşamalı” sorusuna vereceğimiz cevap, bir anlamda roman olur.

Devrimin ideolojik, politik, askeri izahını, yine stratejisini ve taktiğini geliştiriyoruz. Bu yönlü gelişmeler sürüp gidiyor. Ama aynı zamanda “devrimci yaşam nasıl olmalı?” sorusuna da cevap vermezsek, devrimimizi önemli bir ruhsal gelişmeden, davranış biçiminden mahrum etmiş oluruz ki, bunun sağlıklı olmayacağı açıktır. Dolayısıyla bir devrimci militan için “nasıl yaşamalı” sorusu yakıcıdır. Kaldı ki, partimizin önderlik ettiği ulusal kurtuluş mücadelesi, bütün toplumu sararken, sadece militan için değil, tüm bireyler için devrimci bir yaşam tarzının nasıl geliştirilmesi gerektiğini, ekmek-su kadar kesin bir ihtiyaç haline de getirmiştir. Toplumumuzda muazzam ruhsal gerilikler, davranış bozuklukları vardır. Bunun sömürgecilikle, kemalizmle ve yine ortaçağ kalıntılarıyla ilişkisi çok sıkı irdelendiğinde, çözümlendiğinde; görülecektir ki yıkılacak ve tepki duyulacak ne kadar ilişki, yaşam biçimi varsa, hepsinin yerine kurulacak yeni ilişki ve yaşam biçimlerine de o denli ihtiyaç vardır.

İşte roman, biraz da bu ikilem arasındaki çabayı ifade eder. Aşılması gereken ilişki ve yaşam biçimiyle, korunması gereken ilişki ve yaşam biçimini araştırır, soruşturur, çözümler, yeniden kurar. Bu biraz da, sanat tekniği iyi kullanılarak yapıldığı oranda, devrime en iyi katkılardan biri sunulmuş olur. Tabii ki devrimci mücadelemiz sözkonusu olduğunda, bu devrimin tarihsel gerçekleri, dayandığı toplumun biçimlenişi, özellikle yakın tarihi süreçle birlikte günümüzde yaşadığı gerçeklik ve olası gelişme yönleri bilime yakın bir düzeyde değerlendirilmeye tabi tutulduğunda ve romana böyle bir zemin sunulduğunda, bu roman ihtiyacının sosyalist bir gerçeklik esasına dayandığını veya dayanması gerektiğini belirtebiliriz.

Bu aynı zamanda bilimsel veriler temelinde ortaya çıkan ve kendisini artık her yönüyle tutuculaştıran, geriye çeken ve reforma uğratarak biraz modernize etmek isteyen tutuma, bunun her türlü temsiline bir eleştiriyle karşılık verir. Bunun yanında, alabildiğine ileri doğrultuya sahiplenir, bunun öncülüğüne yönelik özlem, tutku ve yücelmeyi esas alır. Bu roman, tam da yaşanılan gerçekliği bu biçimiyle ele alırken, aslında yıkılmaya yüz tutan bireysel yaşamın dayandığı toplumsal alt ve üstyapıyla birlikte yıkılışını gözlemler, en radikal biçimde eleştiri yapar. Ama aynı zamanda yerine konulması gerekenin nasıl olması gerektiğini ortaya çıkarmaya, benimsenmesi gereken yeni yaşamın bütün alt ve üstyapının temel taşlarıyla bağlantısını kurmaya çalışır. Bu, bir tipin veya birkaç tipin şahsında bütün bir toplumun yeniden kuruluşuna yol açabilir. Burada ele alınabilecek üç-beş tip, aynı zamanda tarihsel-toplumsal gerçekliğin çözümlenmesine yol açar. Birkaç tipin hangi geri tarihi ve bu tarihin hangi toplumsal ilişkilerini temsil ettiğini iyi çözümler, iyi gözlemler, iyi eleştirir, -yeniden kurar. Bunu ne kadar derinlikle, ne kadar güzellikle, ne kadar sanatsallıkla ele alırsa, o denli sağlam bir eser ortaya çıkar. Artık bu sanatçının gücüne bağlıdır. Biraz hayalini konuşturur. Yani bilimden ziyade burada hayallerini konuşturması, istemlerini, özlemlerini, tutkularını dile getirmesi sözkonusudur. Neye karşıyım, neyi istiyorum, neyi yıkmalıyım, neyi yapmalıyım; ne çirkindir, ne güzeldir; ne yaşanılmaz, ne yaşanılır; ne kabul edilir, ne reddedilir; ne tercihimdir, ne tercihim değildir sorularını, çok açık sorar ve kesin cevaplar verir. Vereceği cevaplar da bütün toplumun genelini bağlayacaktır.

İşte, geliştirmek istediğimiz roman taslağı da bu sorular etrafında az çok ortaya çıkarılmak durumundadır. Yaşanılan gerçeklik de bir anlamda budur. Burada, gerçekliğin muazzam tutucu, muhafazakar, yani sömürgecilikle, feodal kalıntılarla bağlantısının yanısıra, aynı zamanda sahte bir modernizmle nasıl toplumun cilalandığı da ortaya konulmaya çalışılmıştır. Hatta sahte yurtseverlik, sahte sol yaftası altında mevcut kişilik veya kişiliklerin ne olduğu izah edilirken, bunun yanında yeni bir toplumsal kurtuluşun ulusal kimlikle bağlantısı veya temsili kişisel düzeyde nasıl oluyor; böyle kişilikler nasıl ortaya çıkıyor ve nasıl mücadele ediyorlar; bu da ortaya konulmuştur.

Bir de ortayolcu tiplerden bahsedilmiştir. Bir ayağı ortaçağ kalıntılarında, bir ayağı yeni toplumsal şekillenmede olan tiplerin sürekli iki tarafın da izdüşümünü temsil etmeleri ve her önemli döneme kendilerini dayatmaları eleştirilmiştir. Özellikle önderlik çözümlemelerinin (temel çözümlemeler de diyebiliriz) bu konuda ortaya çıkardığı gelişmelerin önemle incelenmeye, dolayısıyla devrimci bir roman için malzeme olarak değerlendirmeye tabi tutulması katkı sunabilir. Bu çizgiler az çok çözümlemelerde ortaya konulmuştur. Temel kişilik çözümlemeleri; yaşamda, sıcak savaşım içinde denenerek ortaya çıkarılmıştır. Yani bunlar hayali değil, mücadelenin ortaya çıkardığı gerçeklerdir.

Dolayısıyla oldukça gerçekçi bir romanın dayanacağı veriler, malzemeler sözkonusudur. Birçok ülkenin edebiyatında sağlanamayacak malzeme elde edilmiştir. PKK'nin önderlik ettiği ulusal kurtuluş mücadelesinin ortaya çıkardığı kahramanlıklar, hıyanetler, ortayolculuklar muazzam malzemelerdir ve hatta her bir dönem veya bir tip üzerine bile kitap yazılabilir. Biz sadece bunların en genel ifadesini, parti ve ulusal kurtuluş sürecine bağlı olarak, vermeye çalışıyoruz. Roman taslağı, bir yandan faşist Türk sömürgeci-kemalist gerçekliğini, bir yandan Kürdistan ortaçağ aşiret-feodal gerçekliğini, diğer bir yandan ise emekçilerin, işçilerin, yoksul köylülüğün durumunu, aşiretçi-feodal bağlardan koparılarak şekillendirilen kişileri, ilişkileri dile getirmeye çalışıyor. Ve PKK bir anlamda bu demek oluyor. Roman bu anlamdaki bir gelişmeyi sanatsal düzeyde geliştirmeye koyuluyor. Devrimsel gelişmenin hem bir ürünüdür, hem de devrimsel gelişmeye oldukça biçim verir. Her ne kadar şiirle, müzikle, resimle devrim gerçekleştirilemiyorsa da, onu en özlü geliştirmeye romanın katkı sunacağı da şüphesizdir. Taslak az çok bunun içeriğini vermeyi amaçlamıştır.

Aslında temel tiplemeler sözkonusudur ama, benzer birçok tiplemeyi konuşturursak malzeme daha da zengin olur. Dolayısıyla ayıklanarak, en iyi kısımları birleştirilerek, yani bir senteze ulaşılarak roman gerçekleştirilebilir. Vermeye çalıştığımız roman taslağında çeşitli gruplarla sondajlar yapılmaktadır. Hangi yaşama tepki duyduğumuz, hangi yaşamı özlediğimiz sorgulanıyor. Yine ne iyidir, ne güzeldir; ne doğrudur, ne yanlıştır; ne çirkindir, ne kötüdür soruları burada sıkça soruluyor. Çünkü roman biraz da bu temel kavramlar içinde gelişir. Nereden geliyorsunuz, eski yaşam nedir, ondan kopuşunuz nasıldır; yine yeni yaşamla bağlantınız nedir, buna nasıl bağlandınız, nasıl geliştirmek istediniz soruları sıkça soruluyor. Öte yandan hızlı gelişmeme, devrimci bir militan haline gelmeme neyi ifade eder; bunun çeşitli görüntüleri nelerdir; kişilikte neye yol açar? Bunlar sorgulanıyor ve oldukça da doğru bir yöntemle, devrimin gelişmesi bu yönüyle bir katkıya kavuşturulmak isteniyor

Serok APO