Kürtler AKP-MHP’ye Tokat Attı

24 Nis 2019

Karayılan, açıklamalarından bazı bölümler şöyle: “Seçimler adil değildi, tek taraflıydı. AKP-MHP rejimi devletin tüm olanaklarıyla birlikte medya organlarını da kullanarak bu seçimlerde kazanmaya çalıştı fakat yine de kazanamadı. Bu seçimlerde HDP öncülüğündeki Kürt halkının metropollerde geliştirdiği faşizme kaybettirme tutumu, AKP-MHP rejimine etkili bir tokat attı. Sonuç, halkımız ve Türkiye halkı için bir başarıdır.

Kürdistan’daki seçim değildi

Kürdistan’da gerçekleşen şeye ‘seçim’ demek zordur. Kürdistan’da yürütülen bir seçim değil, savaştı. Özellikle de Kuzey Kürdistan ve Güney Kürdistan sınırlarında -herhalde Silopi’yi tam çözemediler- Qileban, Şırnak, Beytüşebap, Çelê, Şemzînan gibi yerler seçimle alınmadı. Devletin savaş planı çerçevesinde kesin alınması gereken yerler olarak belirlenen ve devlet kararıyla alınan yerlerdir. İşgalci Türk devleti Güney Kürdistan sınırında bir savaş yürütmek istiyor. Bu savaş planı çerçevesinde bu hattaki şehir ve ilçelerin de elinde olmasını istedi. Bu savaş hattının kapalı bir kutu gibi olmasını, buradan haber çıkmamasını, burada yaşanan ve yaşanacak olan savaşın dışarıya yansımaması, kamuoyunun bundan haberdar olmaması, nasıl istiyorlarsa o şekilde kamuoyuna servis etmeleri için buradaki belediyelerin ve tüm resmî kurumların kendi denetimlerinde olmasını istediler. Bu, devletin savaş politikasının bir sonucudur. Buradaki belediyeler seçimle alınmamıştır, AKP-MHP herhangi bir şey kazanmamıştır. Ordu müdahale ederek, yüzlerce araçla askerleri seçim yerlerine taşıyıp oy kullandırtarak buraları aldı.

Devlet el koydu

Bunun için bir örnek vermek istiyorum. Çelê’deki seçmen sayısı 2 bin 200 kişidir. Ama Çelê’de AKP’nin aldığı oy sayısı 2 bin 500’dür. Bu nasıl oluyor? Çelê halkından daha fazla sayıda askeri oraya getirip AKP lehine oy kullandırtarak sözde kazanmış oluyor. Aslında tam bir senaryodur, seçim değildir. Savaş politikasının bir sonucudur. Hakeza Urfa ilçelerinin, Muş ve Malazgirt’in alınmasında da devletin özel bir politikası söz konusudur. Urfa’da Halfeti, Bozova, Viranşehir gibi yerleri bu şekilde aldılar. Çünkü Urfa’nın sembolik bir değeri var, Önder Apo’nun şehridir, Kürt halkı için bir anlama sahiptir. Bu nedenle buranın HDP’nin elinde olmasını istemiyor. Yine Malazgirt’te de böyledir. İşte sözüm ona 1071’de oraya gelmişler, oradan Anadolu’ya geçmişler ve bu da MHP için çok önemli olduğu için almak istiyorlardı. Devlet kararıyla bu temelde aldılar. Muş’ta ne kadar hile ve haksızlık yapıldığı gözler önündedir. Buna rağmen tüm itirazlar ve çağrılar cevapsız kaldı. Çünkü bir devlet siyasetidir, Muş ve Malazgirt’in kendi ellerinde olmasını istediler. Diğer yandan herkes gördü ki, HDP’nin yaptığı tüm başvuru ve itirazlar reddedildi. Bu sonuçları hiç kimse değiştiremezdi. Çünkü devletin bir kararı sonucu gerçekleşmiştir ve bunun için yapılan hiçbir itiraz dikkate alınmamıştır. Tüm bu nedenlerden dolayı Kürdistan’da gerçekleşen şeyin seçim olduğunu söyleyemeyiz. Devletin savaş siyasetine göre yapılan bir ayarlamaydı.

Elinden gelen her şeyi yaptı

Bunu her yerde yapamadılar. Silopi’den Amed’e kadar, Mardin’de, Batman’da, Van’da ve daha birçok yerde bunu gerçekleştiremediler. Hatta halkımız buralarda oylarını daha da arttırdı. Devlet her şeyi yapabilecek güçte değildir ama elinden gelen her şeyi yaptı. Elinden ancak bu kadar geldiği anlaşılıyor.

Siyaset yolu Kürtlere kapatılmıştır ama halkımızın emekleri ve Önder Apo’nun siyaseti sonucu Kürtler kendilerine bir mücadele alanı ve zemini yaratmıştır. Bunun dışında Türkiye’de Kürtlere siyaset yolu açık değildir zaten. Kürtler siyaset alanını yürüttükleri mücadele sonucu yaratmışlardır.

Kürdistan’da hukuk yok

AKP-MHP seçim sonuçlarını hazmedememektedir. 15 gündür İstanbul seçimlerinin sonucunu saymaktadırlar. Onlar için adeta bir hezeyana dönüştü. Saymakla istedikleri sonucu alamayacaklarını anlayınca şimdi de seçimi iptal ettirerek İstanbul’u almak istiyorlar. Kürdistan’daki ve Türkiye’deki seçim sonuçlarını hazmedemiyorlar. Bu nedenle KHK’larla görevden uzaklaştırılan ama bu seçimde yeniden seçilen HDP belediye eş başkanlarına mazbata vermiyoruz, dediler. Hak yok, hukuk yok, adalet yok, ahlak yok… YSK bunların elindeki bir maşadır, YSK’nin kendi kararı yoktur. Bağlar’a yüzde 71 gibi bir oyla seçilen belediyeyi yüzde 25 oy almış birine veriyorlar. Bu, dünyanın neresinde görülmüştür? Bir savaş siyasetidir. Bazıları hukuk garabeti ve rezaleti, diyor ama ortada hukuk yok ki! Kürdistan’da bir hukuk olsa hukukla oynandığı söylenirdi ama Kürdistan’da hukuk yok ki buna hukuk rezaleti denilsin.

Seçimlere umut bağlanamamalı

Hem Türkiye hem de Kürdistan’daki bu yerel seçim süreci bir hakikati tekrar göstermiştir; seçimlere fazla umut bağlanmamalı. Seçimlerin bir mücadele alanı olduğu doğrudur. Devrimci mücadele için bu alan kullanılmalı, seçimlere katılmalı, bu alan sömürgeci egemenlere bırakılmamalıdır. İşte pratik olarak bir kez daha ispatlandığı gibi Türkiye’de seçimlerle sonuca gidilemez. Hele hele Kürt halkı olarak Kürdistan’da hiçbir zaman yasal siyasetle sonuç alınacağına bel bağlamamalı, bundan ümitli olmamalıyız. Siyaset gereklidir, bir mücadele aracı olarak seçimlere de girilmelidir a asla umutlanmamalı, fazla şey beklememeliyiz. İşte seçim sonuçları ortadadır, istedikleri zaman halkın iradesiyle seçtiği yerlere el koyuyorlar. Her türlü yol ve yöntemi uygulayabilirler. Karşımızdaki ceberut Türk devleti bizi yok etmek istiyor, Kürdistan üzerinde sömürge siyaseti yürürlüktedir.

Belirleyici olan halk mücadelesidir

Kürt halkı olarak bizi özgürlüğe ve zafere götürecek olan halkımızın kendi mücadelesidir. Devrimci halk savaşı çerçevesinde Kürt halkı ve toplumu olarak kendimizi örgütleyip harekete geçmemiz asıl başarıyı kazandıracaktır. Türkiye’de de Türkiye halkı ve emekçileri de bilmelidir ki böylesi faşist rejimler seçimle yıkılmazlar. Diktatörlüklerini seçimlerle inşa edip, sağlamlaştırmaya çalışırlar ama seçimlerle bundan el çekmezler. Seçimle gelen diktatörler seçimle gitmiyorlar. Erdoğan halkın gücüyle düşürülecektir. Seçimlerle bunu gerçekleştirmek zordur. Eğer Kürdistan söz konusuysa zaten seçimle bunu gerçekleştirmek imkansızdır. Bu nedenle seçime bir mücadele alanı olarak bakılmalı fakat kendimize, gücümüze inanmalı, halk olarak örgütlenmeli, halk serhildanlarına inanmalı, sokaklarda ve alanlarda örgütlenmeliyiz.

Merhamet beklemek hayaldir

Seçimlere bel bağlamak, umutlu olmak, barışçıl yol yöntemlerle sömürgeci soykırımcı Türk devletinin insafa geleceğini, merhamet göstereceğini beklemek ham hayaldir. Bazı partiler bu tür söylemlerde bulunuyorlar ama böyle bir şey yoktur! Mücadele etmeliyiz, devrimci halk savaşını yükseltmeliyiz, halk olarak her yerde örgütlenmeliyiz, omuz omuza verip örgütlülüğümüzü sağlamlaştırarak halk iradesi ve gücüyle sonuca gitmeliyiz. Kürdistan’da özgürlüğün ancak böyle kazanılacağı kesindir. Asıl belirleyici olan halk mücadelesidir. Yaşanan son seçim süreci bu gerçeği ve görüşümüzü doğrulamıştır.

Mücadelemiz sonuç aşamasında

Halkımızın mücadelesi son aşamaya ulaşmıştır. Düşman da bu nedenle korkmaktadır. Bunun için Türk devleti ‘varlık sorunumuz var, bekamız tehlikededir’ demektedir. İçinde bulunduğumuz süreç, kapsamlı bir hamleyle sonuca gideceğimiz bir dönemdir. Halkımızın sonuca gitmesinin zamanı gelmiştir, böyle bir süreci yaşıyoruz. Mücadelemizin geldiği aşama budur. İşte bu yüzden düşmanlarımız korku ve panik içerisindedirler. Çünkü artık sonuca gidebileceğimiz açıktır, bunun koşulları hem Kürdistan’da hem bölgede hem de uluslararası alanda olgunlaşmıştır.

 

Bu hamle bir ilk

Açlık grevleri önemli bir hamleye dönüştü. Kürdistan’da ilk defa 160 gün süren bir açlık grevi oluyor. 1982’de Amed’te 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Hayri Durmuş, Kemal Pir, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek yoldaşlar şahsında zafer kazandı. Mücadele geleneğimizde bu ruhu takip eden benzer eylemler de gerçekleşti ama ilk defa bu düzeyde ve genişlikte bir eylem gerçekleşiyor. Hem bu kadar uzun sürmesi hem de 7 bine yakın kişinin katılmış olması yeni bir düzeyi ifade etmektedir. Bu grev Kanada’dan Kürdistan’a her yerde yürütülmektedir. Esasen en geniş şekilde zindanlarda yürütülmektedir.

Doğal öncülere ihtiyaç var

Leyla Güven öncülüğünde başlayan bu hamle büyümüştür. Bu hamlenin toplumsal, askeri ayaklarında yetersizlikler vardır. Hamlenin ulaştığı düzey, yeni yol ve yöntemleri gerektirmektedir. Daha da genişlemeli ve sonuca gitmelidir. Sonuç alacak olan esas güç halktır, halkın gücüdür. Bundan sonra halkın gücü daha etkin bir şekilde devreye girmelidir. Halkın gücünün devreye girmemesi için AKP-MHP faşist rejimi kim nerede bir itirazda bulunuyor, birkaç kişi bir araya geliyor ve ses çıkarıyorsa hemen oraya polis yığıyor, tutukluyor. Bu anlamda da büyük bir korku ve panik içerisindedirler. Bu açlık grevi hamlesi onları oldukça sıkıştırmıştır ve zorlamaktadır. Grevcilerin annelerinin eylemleri oluyor. Bunlar değerlidir, belli gelişmeler de yaratmaktadır ama görülüyor ki örgütlemede yetersizlik vardır. Böylesi dönemlerde halkın doğal öncülerinin açığa çıkması gerekiyor. Dışarıdaki birilerinden bekleyerek değil de öncülük yapıp, halkı örgütlemesi gerekmektedir. Toplum kendi gücüne güvenerek, herkes kendi şehrinde, bölgesinde kendini örgütlemelidir. Halkımızın tepkileri, eylemleri vardır ama bunu örgütlemede yetersizlikler vardır. Bunun için örgütlülük gelişmeli, öncüler çıkmalı, kendi kendisini yaratmalıdır. Toplumsal mücadele böylesi bir dönemden geçmekte ve bunları gerektirmektedir.

Bazıları şehadet aşamasında

Açlık grevleri çok hassas bir döneme girdi. Aldığımız bilgilere göre zindandaki bazı arkadaşlar şehadet aşamasına geldi. Açlık grevi hamlesi kendisiyle birlikte birçok hakikati açığa çıkardı. Çok önemli bir fedai ruh açığa çıktı ve her tarafa yayıldı. Bu belli bir sonuç da aldı. Bundan böyle hem toplumsal boyutu hem diğer boyutları hem de yeni yol yöntemler devreye girmesi hamleyi daha da güçlendirir. Bu şekilde sonuca gitmelidir. Bu ruh ve irade kendini özellikle de toplum içerisinde örgütlerse kesin sonuca gider.

Saldırıları boşa çıktı

Düşman, Kuzey Kürdistan’da birçok operasyon gerçekleştirdi ama sonuç alamadı. Tüm Kuzey Kürdistan’daki çabaları sonuçsuz kalmıştır. Bu da göstermektedir ki, gerillanın üslenmesi doğru bir temelde gerçekleştirilmiştir. Bu kış sürecinde düşman Medya Savunma Alanları’na dönük birçok hava saldırısı gerçekleştirdi. Bu alanlar zaten sürekli olarak hava operasyonları çerçevesinde bombalanmaktadır. Bu saldırılarda düşman sonuç alamadı. Bunlardan haberi olmayan arkadaşlarımız, halkımız ve dostlarımız bilsin diye belirtiyorum: düşmanın her gün basına verip ‘Zap, Avaşîn, Xakurkê, Kandil ve Garê’yi vurduk, bu kadar kayıp verdirdik’ söylemleri doğru değildir. Bu anlamda da gerilla başarılıdır. Gerillanın dikkatli olmadığı, yer üstündeyken deşifre olan sebeplerden dolayı tek tek şehadetler oldu ama genel olarak yapılan saldırılarda düşman sonuç alamamıştır ve başarılı değildir.

Gerilla yeni sürece hazır

Gerilla hem Kuzey’de hem de Güney’de her zamankinden daha derli toplu ve hazırlıklıdır. Önemli bir yıla girdiğimizi belirtiyoruz. Gerillanın hamle geliştireceği ve düşmana 2019’da daha etkili cevap vereceği açıktır.

Düşman nasıl ki siyasi alanda tuzaklar kuruyorsa, gerillada da pusu ve tuzaklar kurmuştur. Pusu ve tuzak kavramları zaten askeri sahaya özgü bir şeydir. Kış boyunca düşman bahara dönük gerillaya üç tarzda tuzaklar kurmuştur:

Birçok yerde foto kapan ve kameralar kurmuşlardır.
Gerillanın muhabere yapmasını bekliyorlar. Muhabere yapılınca tam olarak koordinat belirleme biçiminde değil de önce muhabere yapılan alanı belirleme, sonra da keşif uçaklarını o alan yönlendirerek o birimin bulunduğu koordinatı tespit etmeye çalışıyorlar.
Bu kış sürecinde devletin tüm kurumları ve özelde de MİT tehdit, şantaj, korkutma, maddiyat sunma gibi çok kirli yöntemlerle insanları düşürmeye çalıştı. Özellikle de gerilla ile ilişkide olabilecek kişilerin üzerinde durmaktadırlar. Bu kişilerin ailesi üzerinde durarak düşürmeye çalışıyorlar. Düşürdüğü bu kişiler eliyle gerillayı tuzağa düşürmeyi amaçlamaktadır.
Biz yılı kazanmak istiyoruz, günü değil. Gerekirse iki-üç hafta daha beklenebilir. Önemli olan stratejik yaklaşmak ve yılı kazanmaktır. Yılın nasıl kazanılacağına dair planlama yapılıp o temelde hareket edilmelidir. Gerillalar ve gerilla komutanları zaten bu hususlarda bilgi sahibidir ve nasıl hareket edeceklerini zaten bilmektedirler. Bu kış sürecinden şimdiye kadar darbe yemeyen gerilla başarının zeminini güçlendirmiştir. Yeniden yapılanma projesi temelinde hareket, üslenme ve eylem tarzında bir yenilenme yaşanmaktadır. Bu değişim ve yenilenmeler temelinde gerillanın yürüyüşü başarı yürüyüşü olacaktır. 2019 yürüyüşü, Önder Apo’yu ve Kürdistan’ı özgürleştirme yürüyüşü, zafer yolunda ilerleyecektir.”

Rate this item
(0 votes)

Latest from Murat Karayılan